Kişilik bozukluğu tanısı konmuş bireylerin birçoğu işlevsel bir yaşam sürdürebilir. Ancak bu kişiler, genellikle durumlarının farkında olmadıkları veya içgörü eksikliği yaşadıkları için tedavi arayışına kendiliğinden girmezler. Tedaviye başvuru, çoğu zaman kişinin ilişkilerinde ciddi sorunlar yaşanması veya çevresindeki kişilerin (aile, arkadaşlar) durumu fark ederek yönlendirmesiyle gerçekleşir. Belirli istisnalar dışında, bireysel başvuru sayısı oldukça sınırlıdır. Bu durum, tedavi edilmeyen vaka sayısının yüksek olmasına yol açabilir.

Kişilik bozuklukları, bireyin çocukluktan itibaren geliştirdiği ve zamanla kökleşmiş düşünce, duygu ve davranış kalıplarının düzenlenmesini gerektiren rahatsızlıklardır. Yıllardır yerleşmiş bu kalıpları değiştirmek zaman ve çaba gerektirdiğinden, tedavi süreci genellikle uzun solukludur. Tedavinin başarısı için bireyin değişime istekli olması ve bu sürece aktif katılımı hayati önem taşır.

Kişilik bozukluklarında tedavinin temelini psikoterapi oluşturur. Uygulanacak psikoterapi yöntemi, kişilik bozukluğunun türüne göre farklılık gösterebilir. Gerektiğinde, psikoterapiye ek olarak ilaç tedavisi de kullanılabilir. Psikoterapinin ana hedefleri, uyumsuz düşünce ve davranış kalıplarını tanımak, bunları daha sağlıklı alternatiflerle değiştirmeyi öğrenmek, başa çıkma stratejilerini geliştirmek ve kişilerarası ilişkileri iyileştirmektir. Bu tedavi yaklaşımı, uzun vadeli ve sürekli bir çaba gerektirmektedir.